Yalan mı?
Bu kavramı bilmeseydik nasıl bir hayatımız olurdu hiç düşündünüz mü? Cevabınız hayır ise bir film önerisiyle devam edelim: The Invention of Lying.
Film, daha önce yalanın kullanılmadığı bir dünyada yaşayan bir adamın yalanı nasıl bulduğunu konu alıyor. Yalan söylemek tam da her zaman yapıldığı gibi başının en sıkıştığı anda aklına geliyor.
İlk anda bu söylediğim mükemmel gibi görünüyor değil mi? Herkes herkese karşı hissettiğini söyleyebiliyor. Tabii nasıl doğru söylediğinden emin olabiliriz diyor olabilirsiniz; çünkü hayatımızda kimseden emin olamıyoruz, olamayız ve de olamayacağız ancak bu karışık bir konu ve buna sonra değinebiliriz. Emin olduğumuzu varsayalım. Bunu hayatınızdaki en sevdiğiniz kişi sizi sevmediğini söylediğinde de hisseder misiniz? Hiç sanmıyorum.
'Yalan' aslında insanların duygularını dışa vurmamak için kullandıkları bir yol gibi görünmüyor mu? Bazen üzmemek, bazen de alt üst etmek için. Sevdiğiniz insanlar üzülmesin diye yalan söylersiniz fakat onların yalan söylemesine katlanamazsınız. Kimseyi kandırmaya çalışmayalım, bulunduğumuz ortamda tam bir dürüstlük mümkün değil. Herkes söylediği yalanları küçümsüyor ve ortada bir yalan yokmuş gibi davranıyor. İnsanlık yaptığı yanlışlara kılıf uydurmada çok iyidir, tıpkı yalanları renklere göre kategorize etmek gibi...Beyaz yalan mı? O masum olandır. Yalan konusunda en iyi siyasetçiler gibi görünür bana. Dünya'da yıllar boyunca kimse tek bir kişiyi desteklemedi. Nedeni ise basit: güven. Bir kere o güven sağladığında, siyasiler bunu kullanmayı iyi bilir. Winston Churchill'in sözü bunu destekler nitelikte: 'Gerçek o kadar değerlidir ki, yalanların koruması ona eşlik etmelidir her zaman.'
Bir de dinler var tabii. Bütün dinler doğru olamaz değil mi? Hepsi yalanı yasaklayıp insanlara yalan söyleyebilirler mi?
Hayatta her şeyden emin olsanız, duygularınızı kullanmanız gerekmese, insan kaosu yaratmasa zaten Dünya'da ne işimiz var ki?
Bu kavramı bilmeseydik nasıl bir hayatımız olurdu hiç düşündünüz mü? Cevabınız hayır ise bir film önerisiyle devam edelim: The Invention of Lying.
Film, daha önce yalanın kullanılmadığı bir dünyada yaşayan bir adamın yalanı nasıl bulduğunu konu alıyor. Yalan söylemek tam da her zaman yapıldığı gibi başının en sıkıştığı anda aklına geliyor.
İlk anda bu söylediğim mükemmel gibi görünüyor değil mi? Herkes herkese karşı hissettiğini söyleyebiliyor. Tabii nasıl doğru söylediğinden emin olabiliriz diyor olabilirsiniz; çünkü hayatımızda kimseden emin olamıyoruz, olamayız ve de olamayacağız ancak bu karışık bir konu ve buna sonra değinebiliriz. Emin olduğumuzu varsayalım. Bunu hayatınızdaki en sevdiğiniz kişi sizi sevmediğini söylediğinde de hisseder misiniz? Hiç sanmıyorum.
'Yalan' aslında insanların duygularını dışa vurmamak için kullandıkları bir yol gibi görünmüyor mu? Bazen üzmemek, bazen de alt üst etmek için. Sevdiğiniz insanlar üzülmesin diye yalan söylersiniz fakat onların yalan söylemesine katlanamazsınız. Kimseyi kandırmaya çalışmayalım, bulunduğumuz ortamda tam bir dürüstlük mümkün değil. Herkes söylediği yalanları küçümsüyor ve ortada bir yalan yokmuş gibi davranıyor. İnsanlık yaptığı yanlışlara kılıf uydurmada çok iyidir, tıpkı yalanları renklere göre kategorize etmek gibi...Beyaz yalan mı? O masum olandır. Yalan konusunda en iyi siyasetçiler gibi görünür bana. Dünya'da yıllar boyunca kimse tek bir kişiyi desteklemedi. Nedeni ise basit: güven. Bir kere o güven sağladığında, siyasiler bunu kullanmayı iyi bilir. Winston Churchill'in sözü bunu destekler nitelikte: 'Gerçek o kadar değerlidir ki, yalanların koruması ona eşlik etmelidir her zaman.'
Bir de dinler var tabii. Bütün dinler doğru olamaz değil mi? Hepsi yalanı yasaklayıp insanlara yalan söyleyebilirler mi?
Hayatta her şeyden emin olsanız, duygularınızı kullanmanız gerekmese, insan kaosu yaratmasa zaten Dünya'da ne işimiz var ki?
Yorumlar
Yorum Gönder