Distopya deyince aklıma ilk gelen yapımlardan biri de The Handmaid's Tale. Aynı isimde kitabı, dizisi ve filmi bulunuyor. Bu kitabı okumuş dizi ve filmi izlemiş biri olarak bu konudaki düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle kısaca konusunu değinmek istiyorum. Doğal sebeplerden kaynaklı nüfusun azalması ve tüm kadınların devlet malı olarak görülmesi ve yüksek rütbeli komutanların evlerine damızlık olarak gönderilmesi ile başlıyor.(Kadınlara böyle hitap ediliyor.) Bu kararı alanlar arasında büyük devlet adamları ve eşleri bulunuyor. Amaçları ise dünyayı kurtarmak. Ne büyük lütuf ama...
Tüm bunları yaparken, Tanrı için yaptıklarını da dile getirmeyi ihmal etmiyorlar. Kadınların evlilik dışı ilişkilerini, kendi istekleri doğrultusunda kürtaj olmalarını, eşcinsel olmalarını; Tanrı' nın onları cezalandırma şekli olarak öne sürüyorlar. Erkeklerin kadınlar üzerinde söz sahibi olma arzusu bir türlü bitmek tükenmek bilmiyor. Yeni rejimin mükemmel olması için tüm aşağılayıcı önlemler alınmış ve bunları eşlerine bile kabul ettirmişler. Tabii ara sıra kocalar ve damızlıklar arasında yapılan kaçamaklar her kuralın kaçınılmaz bir getirisidir. Kadınlara yapılan kötülüklerin bir de zor kullanarak kabul ettiriliyor oluşu epey can sıkıcı. Dünya da bir çöküş varsa bu insanlığın kusurudur ve bu durumdan tek bir cinsiyeti sorumlu tutmak haksızlık olur. Doğurganlığın kaybolması, kadınların lezbiyen olmasının veya kürtaj olmasının sonucu değil; sokakta yaşamaya mahkum edilmiş ve kötü yola saptırılmış çocuklara sahip çıkmayanların, onları taciz edenlerin ve hatta kötü ebeveynlerin davranışlarının sonucudur. Çocukları kazanmak yerine suça itenler bu durumun en büyük failleridir. Sosyolojik varsayımlar üzerine şu söylemeliyim ki; bazı insanlar sorumluluk almaktan kaçındığı gibi başkaları tarafından alınan sorumlulukları eleştirmekten de vazgeçmezler. İşte tüm hikaye böyle özetlenebilir. "Sorumluluktan kaçmak."
Tarihe baktığımız zaman en büyük olaylarda hep kadınlar suçlanmaz mı? Pandora' nın kutuyu açıp kötülüğü yayanın, Hz. Adem'in aklına girip yasaklı meyveyi yemesine sebep olup, cennetten kovduranı, (Kuran'da Havva'yı aşağılan veya suçlayan bir ayet bulunmamakta insanların uydurmasıdır bu.) Samson'un saçını kesen Dalila hep kadındır. Oysa Pandora'yı yaratan da kutuyu açmasını fısıldayan da Zeus'tur. Hz. Adem ve Havva'nın cennetten kovulması da bir irade eksikliğinden kaynaklıdır. O halde erkekler, iradelerinin kadınlar tarafından yönlendirdiğini kabul mu ediyor? Bir mantık karmaşası var ve çözülecek gibi değil. Zaten çözülmüş olsaydı dünya kadınlar için bir Ütopya olurdu.
Son olarak bir Distopik film daha önermek istiyorum, bunun üzerine de ayrı bir yazı yazılabilir ama izleyip düşünmek ve bireysel bir yargıya varmak daha etkili olabilir. Filmde bir süreliğine kadın-erkek dünyası tersine dönüyor ve hikaye başlıyor. Empatinin kaçınılmaz olduğu bu filmde sadece kısa bir süre için rollerin değişmesi cinsiyetlerin birbirlerini anlamasını beraberinde getiriyor. Neden erkeklerin zorlukları dile getirilmiyor diyebilirsiniz haklı olarak işte o noktada filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. O zaman zorluk kelimesinin içinin ne kadar dolu olduğu daha net ve anlaşılır olacak.
Film: 'je ne suis pas un homme facile'
Yorumlar
Yorum Gönder