Ana içeriğe atla

Tüketim Çılgınlığının Arka Yüzü

Bir kişi size 'bize yardım edin, acı içindeyiz' dese ne yapardınız?

Muhtemelen elinizden bir şey geliyorsa yardım ederdiniz değil mi? Fakat Kamboçya' da ki bir işçi burada üretilen kıyafetleri alanlara yalvarıyor, yardım edin dedi. Hangimiz duyduk? Hangimizin haberi vardı? 
Bu olaydan haberimizin olmaması o durumdan muaf olmamız için yeterli mi peki?
Bangladeş' teki Kamboçya' da ki işçilerin korkunç şartlar altında, saatlerce çalışıyor olmasında bizimde payımızın olduğunu söylesem ne düşünürsünüz? Bugün, size izlediğim ve beni bu konuda çok etkileyen iki belgeselden bahsetmek istiyorum. Biri The Trues Cost bir diğeri ise Sweatshop.
Belgeseller kötü çalışma koşullarını açık bir şekilde anlatıyor ve eminim ki burada saatlerce alışveriş yapan biri orada üç gün çalışamaz ki çalışmaz da çünkü aldıkları maaşlar kendi temel ihtiyaçlarını bile karşılamıyor. Bahsettiğim Sweatshop belgeseli Norveçli, refah seviyeleri yüksek 3 gencin Kamboçya' ya gidip oradaki işçilerin yaşam koşullarını deneyimlemelerini anlatıyor. Hepimiz gibi onlarda durumun bu kadar kötü olduğunu bilmiyor. Röportaj esnasında 19 yaşında bir genç kız küçükken annesinin açlıktan öldüğünü söylüyor. Beni en çok etkileyen ise, indirimde yakaladığımız bir tişörte 30 lira verdiğimizde mutlu olurken markalar ürünü indirimde satabilmek için işçilere daha az ücret veriyor. Bu döngü sürekli devam ediyor, sırf biz mutlu olalım diye birileri temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor diye ölüyor. Orada ki insanlar doğduklarından beri böyle bir hayat yaşıyor, daha lüks olanı görmediler bu şartlara alışmış diye düşünebilirsiniz lütfen vicdanınızı rahatlatmayın. Sadece biraz empati yapın.
Bir de son yılların popüler mesleği influencerlık var. Story de ürün tanıtımları, milyonlarca alışveriş linkleri paylaşmak markaların pazarlamaları için çok büyük avantaj. İnsanlarda birilerinin alışveriş linki paylaşmasını bekliyor gibi, sürekli alışveriş yaparak, marka etiketleyerek gövde gösterisi yapmaya çalışıyorlar. Ama sanıldığının aksine öyle düşünmenizi sağlayan 'marka' sadece sizi fakirleştiriyor kendini zenginleştirmek için. 
Bu yazımda anlatmaya çalıştığım hiç bu markalardan alışveriş yapmayalım ya da o markaları boykot edelim  değil de o markaların işçilere yaptığı haksızlığın farkına varalım. Tabii isterseniz oralardan hiç alışveriş de yapmayabilirsiniz. Ben neyi nasıl yapacağıma tam olarak karar veremedim ama neyi yapmamam gerektiğine karar verdim. Artık düşünüyorum da öyle bir markada indirim gördüğümde otokontrolümü sağlayabilirim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hakkını Arayan Doğa...

Hakkını Arayan Doğa... Uzun yıllardır tüm dünyayı böyle bir olay etkilememiş. Aslında böyle bir durum içinde bulunmak hem tedirgin edici, hem korkutucu aynı zamanda heyecan verici. Şimdi diyebilirsiniz , kim bu durumda heyecanlanabilir? İlk okulda 20-30 yıl öncesi anlatılırken anneme soruyordum o zamanları nasıl geçirebildiklerini ve annem bana çok normal konulardan bahseder gibi anlatıyordu. Bunun nedenini şu an anlıyorum. Kimileri umursamazca hayatlarına devam ediyor, kimileri hastalığa rağmen işe gitmek zorunda kalıyor, kimileri de ki bunlar, en tehlikeli olan cahil grup. Hiçbir şey yokmuş, virüs onlara zarar veremezmiş gibi hayatlarına devam ediyorlar. Yine de herkes bir şekilde baş ediyor. Sanırım bundan 20 yıl sonra da aynı bende olduğu gibi küçük çocuklar için merak uyandırıcı olacak ve bu günleri nasıl atlattığımızı soracaklar. Bende annem gibi cevap vereceğim, tabii bu günleri sağlıklı atlatabilirsem. Bir de benim için  korkutucu olan ve merak uyandıran bu günlerden son...

'Fake It Till You Make It'

'Fake It Till You Make It' İngilizce bir deyişten bahsetmek istiyorum bugün. Türkçe çevirisini -yapıncaya kadar taklit et- yani  -miş gibi yapmak diye çevirebiliriz. Bunun özü yapmak istediğiniz bir şeyi yapana kadar yapıyormuş gibi yapmak. Ne çok yapmak dedim ama... Yıllar önce bu deyişi görmüştüm ama 2 hafta önce karşıma çıkana dek hayatımda farklı anlarda uygulamış olduğumu ve hatta işe yaradığını fark etmemiştim. Bir sunum yapacağım zaman  o heyecana kapılmayıp bu konuda profesyonel-miş gibi yapmanın fayda sağladığını gördüm ya da mutsuz bir günümde mutluymuş gibi yapmanın daha sonrasında gerçekten mutlu edebildiğini. Bunun üzerine biraz araştırma yaptım ve karşıma TED konuşmasında  bunu bir döngü gibi açıklayan Amy Cuddy'e denk geldim. Söylediği ise davranışlarımızın vücut ve zihnimizde nasıl birleşip etki edebildiği idi. -Vücudumuz zihnimizi değiştirir, zihnimiz davranışlarımızı değiştirebilir ve davranışlarımız da sonuçları değiştirebilir.- Yapılan araştırmalarda...

Distopya

Distopya Yaşadığımız toplumda karşı cins olmasa nasıl olurdu hiç düşündünüz mü? Josh Malerman Teftiş adlı romanında bir distopya olarak bunu anlatıyor. Şuan yaşadığımız toplumda yani kadın cinayetlerinin ve tecavüzlerin sıkça görüldüğü sıralarda birçok kadın bunun ütopya olduğunu bile söyleyebilir.  Romanda  bir grup çocuk deneye tabii tutuluyor. Onlara, karşı cins ve dinlerden bahsedilmiyor. Sanki aynı cins birbirine aşık olamaz, insanlar bir din yaratamazmış gibi.  Bir inanca bağlı olmanın, birilerini sevmenin zayıflık olduğuna inanan insanların kendi üst versiyonlarını yaratabileceklerine inançları tam. Ama kitabı düşünmezsek; sadece dinin ve cinselliğin olmadığı bir Dünya nasıl olurdu? İnsanlar bir inanca sahip olmak istemezler miydi? Bu bir ihtiyaç değil mi? Ne kadar bastırılmaya çalışılsa da insanın zaman zaman  bir şeye inanma ihtiyacı duyduğunu düşünüyorum. Hiç bir şeye inanmıyorum diyen insan yalan söylüyordur. Neye inandığı hangi dine mensup olduğu öne...